İlişkide Aşk mı Yaşıyorsunuz, Görev mi Yapıyorsunuz?
Bir taraftan yakınlık isteriz, bağ kurmayı arzularız, sadakat, güven ve duygusal emniyet isteriz. Bir taraftanda tüm bunlara kavuştuğumuzda içimizde birden bir boşluk hissederiz.
Sebebi ise, aşkı çoğu zaman düşündüğümüz şekilde değil, geçmişte öğrendigimiz şekilde aramamızdır.
Aşk sorumlulukla karıştırıldığında
Aşk; yanında olmak, katlanmak, yük taşımak, yardım etmek, vazgeçmemek
ile özdeşleşir. İlk bakışta bu büyük bir ilişki becerisi gibi görülür. Ama çoğu zaman bunun altında bir düşünce hatası yatar:
“Gerçekten seviyorsam, canımı acıtsa bile katlanmalıyım.”
Böylece acı çekmek, sevginin bir kanıtı hâline gelir. Ve tam bu noktada bize zarar veren ilişkilerde gereğinden fazla kalıriz.
Rol kalıpları
Eğer buna geleneksel roller de eklenirse, bu düşünce hatası bir inanca dönüşür.
Örneğin:
- Erkek/kadın güçlü olmalıdır.
- Partnerinden vazgeçmemelidir.
- Eş sorumluluk taşımalıdır.
- Seven kişi dayanmalıdır.
Böylece ilişki, duygusal bir alan olmaktan çıkar, bir göreve dönüşür. Temel soru artık: “Bu ilişki bana iyi geliyor mu?” değil, “Ben rolümü doğru yerine getiriyor muyum?” olur. Ve tam burada kişi kendi ihtiyaçlarıyla bağını kaybetmeye başlar.
Karşılıklılık eksik olduğunda
Bazı insanlarda karşılıklılık duygusu çok zayıftır. Oysa sağlıklı ilişkiler sadece vermekle kurulmaz. Şu sorular da gerekir:
- Bu adil mi?
- Ben görülüyor muyum?
- Denge var mı?
- Yükü sadece ben mi taşıyorum?
Bazı insanlar bu soruları neredeyse hiç sormaz. İç sesleri daha çok şöyle der: “Ben vermeliyim.” Böylece kendini feda etmek kolayca sevgiyle karıştırılır.
Sonuç
Zor, yorucu ve hatta zarar verici bir ilişki garip biçimde tanıdık gelebilir. Sağlıklı olduğu için değil; bize ihtiyaç duyulduğunda değerli hissettiğimiz için. Buna karşılık sağlıklı ve dengeli bir ilişki garip biçimde boş gelebilir. Çünkü bazen eksik olan, sadece yıllardır sevgiyle karıştırdığımız o tanıdık acıdır.




