Felaketleştirme – Pireyi Deve Yapmak

Felaketleştirme - Pireyi Deve Yapmak

Sorunlu düşünce hatalarını tanıyalım

Sorunlu Düşünce Hatalarını Tanıyalım

Düşünce hataları (cognitive distortions), kişinin gerçekliği bulanık algılamasına ve olayları olduğu gibi görememesine neden olan sistematik düşünce yanılgılarıdır. Bu hatalar genellikle otomatik olarak ortaya çıkar ve kişinin duygularını, davranışlarını ve genel ruh halini olumsuz yönde etkileyebilir.

Felaketleştirme, bir olayın veya durumun olduğundan çok daha kötü olduğunu düşünmektir. Kişi, gelecekteki olası sonuçları en olumsuz şekilde hayal eder ve küçük bir sorunu büyük bir felaket gibi algılar.

Örneğin, bir sınavdan geçemeyen biri, “Hayatım mahvoldu, asla başarılı olamayacağım!” diye düşünebilir. Oysa bu, sadece bir sınavdır ve telafi edilebilir.

Örnekler:

  • Depresyon

“Bu halimle ne kadar daha devam edebilirim ki? Belki de hiçbir zaman kendimi toparlayamayacağım. Terapiden de bir sonuç almazsam, her şey daha da kötüye gider ve hayatımda hiçbir şey düzene girmez.”

  • Anksiyete Bozukluğu

Bir kişi, önemli bir sunum yapacak ve biraz kaygı hissediyor.

“Eğer burada hata yaparsam, herkes beni başarısız olarak görür. Bir daha hiçbir işte kendimi kanıtlayamam, herkes gözümde başarısız biri olarak kalacak. O kadar kötü olacağım ki, belki de bir daha kimse bana şans vermez.”

Bu düşünce, durumun daha kötüye gitme korkusunu artırır.

  • OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk)

Bir kişi, evde kapıyı kilitleyip kilitlemediğinden emin olamıyor.

 “Eğer kapı açık kalırsa, evim soyulacak. Tüm değerli eşyalarım çalınacak ve bir daha hiç güvende hissetmeyeceğim. Bu düşünce kafamı o kadar kurcalayacak ki, dışarı çıkmam neredeyse imkansız olacak.”

Burada kişi, olayın olasılığını büyük bir felakete dönüştürür.

  • Yeme Bozukluğu

“Bir kere bu kadar fazla yemek yedim, her şeyim berbat olacak. Kilo alacağım ve bütün çabalarım boşa gidecek. Sonra bir daha toparlayamayacak ve tüm sağlıklı alışkanlıklarımı kaybedeceğim.”

  • Başarısızlık Kaygısı

“Yine berbat ettin. Ne zaman düzgün bir şey yapabileceksin? Hep yetersizsin, asla başarılı olamayacaksın.”

Burada kişi, geçmişte ebeveynlerinden duyduğu yargılayıcı söylemleri kendi iç sesi haline getirmiştir.

  • Sosyal Kaygı

Bir kişi, bir arkadaş grubuyla buluştuğunda sessiz kaldığını fark eder.

“Herkes seni sıkıcı buluyor. Küçüklüğünden beri böyleydin. Kimse seni gerçekten sevmez. Hep bir kenara itileceksin.”

Bu düşünce, geçmişte ebeveynlerin “neden daha dışa dönük değilsin?” veya “insanlar seni böyle sevmez” gibi sözlerinden kaynaklanabilir.

  • Romantik İlişkilerde Kaygı

“Tabii ki seni unuttu. Sen sevilecek biri değilsin. Küçüklüğünden beri böyleydi, kimse seni gerçekten istemedi. Belki de hata sende, daha çok çaba göstermelisin, yoksa herkes gider.”

Burada, kişinin çocuklukta yeterince ilgi görmediği ya da ebeveynlerinin sevgisini hak etmek için ekstra çaba göstermesi gerektiğine inandığı bir durumun yankısı görülür.

  • Öz Disiplin ve Mükemmeliyetçilik

Bir kişi, diyet yaparken bir gün fazla yemek yer.

“İşte yine iradesizliğini gösterdin. Hep başarısız oldun, hiçbir şeyi sürdüremiyorsun. Böyle giderse her şey mahvolacak. Neden biraz daha disiplinli olamıyorsun?”

Bu tür bir iç konuşma, çocuklukta ebeveynlerin sık sık eleştirdiği veya mükemmeliyetçilik beklentisi içinde olduğu bireylerde yaygın olabilir

 

Duygusal Yoksunluk Şeması

Duygusal Yoksunluk Şeması

Bu şema, bireyin çocukluk döneminde yeterli duygusal destek, yakınlık, ilgi veya anlayış görmemesi sonucu gelişir.

Duygusal Yoksunluk Şemasının Özellikleri:

  • İlgi Eksikliği: Kişi, başkalarının kendisini gerçekten önemsemediğini ve duygusal olarak desteklemeyeceğini düşünür.
  • Anlama Eksikliği: Kendi duygularının ve ihtiyaçlarının çevresindekiler tarafından anlaşılmadığını hisseder.
  • Korunma ve Rehberlik Eksikliği: Zor zamanlarında ona rehberlik edecek, destek olacak veya güven sağlayacak birinin olmadığını düşünür.

Bu Şemaya Sahip Kişilerin Tipik Düşünce ve Davranışları:

  • Başkalarından duygusal destek beklememek veya bunu talep edememek.
  • Yakın ilişkilerde hep eksiklik ve hayal kırıklığı hissetmek.
  • Duygularını paylaşmanın anlamsız veya tehlikeli olduğuna inanmak.
  • Soğuk veya mesafeli partnerleri çekici bulmak ve duygusal olarak erişilebilir kişilerden uzak durmak.

Duygusal Yoksunluk Şeması olan bireylerin soğuk veya mesafeli partnerleri çekici bulmasının ve duygusal olarak erişilebilir kişilerden uzak durmasının temel nedenleri şunlardır:

  1. Tanıdık Olanı Arama (Şema Kimyası)
  • Şema terapiye göre, bireyler çocuklukta deneyimledikleri ilişki dinamiklerini yetişkinlikte bilinçdışı olarak yeniden üretme eğilimindedir.
  • Eğer kişi çocukken soğuk, mesafeli veya ilgisiz ebeveynlerle büyüdüyse, yetişkinlikte de bu tür ilişkileri tanıdık ve “doğru” hisseder.
  • Duygusal olarak erişilebilir bir partner, bilinçdışı düzeyde yabancı veya rahatsız edici gelebilir çünkü çocukluk deneyimleriyle uyuşmaz.
  1. Duygusal Yoksunluğu Doğrulama (Şema Aktivasyonu)
  • Şema aktif olduğunda, birey bilinçsizce kendini haklı çıkarmak için ona uygun ilişkiler seçer.
  • Eğer içsel inancı “Kimse bana duygusal olarak gerçekten yakın olmaz” ise, soğuk veya mesafeli bir partner seçerek bu inancını yeniden doğrular.
  • “Bak, yine beni anlamayan birini seçtim” şeklinde düşünerek, geçmişte yaşadığı duygusal yoksunluğu tekrar yaşar ve pekiştirir.
  1. Duygusal Yakınlıktan Kaçınma (Savunma Mekanizması)
  • Yakın ilişkilerde duygularını açmak, kırılgan hissetmek anlamına gelir ve bu, terk edilme veya reddedilme korkusunu tetikleyebilir.
  • Soğuk ve mesafeli bir partnerle birlikte olmak, derin bağ kurmayı zorlaştırdığı için bu korkuların ortaya çıkmasını engeller.
  • Yani kişi, bilinçdışı olarak yakınlıktan kaçınmak için “ulaşılamaz” kişilere yönelir.
  1. Değersizlik İnancı ve Kendini Kanıtlama Çabası
  • Duygusal yoksunluk şeması olan kişiler genellikle kendilerini sevilmeye değer görmezler.
  • “Eğer gerçekten sevilesi biri olsaydım, ebeveynlerim bana daha fazla ilgi gösterirdi” gibi bilinçdışı bir inanç taşıyabilirler.
  • Bu yüzden, soğuk veya ilgisiz bir partneri  duygusal olarak daha yakın, anlayışlı veya ilgi gösteren birine dönüştürmeye çalışarak onun sevgisini kazanma çabasına girerler.
  • “Eğer onun sevgisini kazanabilirsem, yeterli olduğumu kanıtlamış olurum” gibi bir döngü içine girerler.
  1. Bağlanma Stilleri ile İlişki
  • Çocuklukta güvensiz-kaçınmacı bağlanma geliştiren kişiler, duygusal olarak mesafeli partnerleri daha çekici bulabilirler.
  • Bu kişiler için bağımsızlık ve kontrol önemli olduğundan, kendilerine fazla yaklaşan bir partner rahatsız edici olabilir.
  • Kaçınmacı bağlanan bireyler, “yakınlık boğar” inancına sahip olabilirler, bu yüzden duygusal olarak kapalı partnerleri seçerler.
  • Bağımsız olmaya aşırı vurgu yapmak ve başkalarına güvenmekten kaçınmak.

Bu durum, kaçıngan bağlanma stiline sahip bireylerin özellikleriyle doğrudan ilgilidir. Kaçıngan bağlanma, bir kişinin çocukluk döneminde ebeveynlerinden yeterli duygusal yakınlık veya güvenli bağlanma deneyimi yaşamadığı durumlarda gelişir. Bu bağlanma stiline sahip bireyler, duygusal yakınlık ve bağımsızlık konusunda zıt bir içsel çelişki yaşarlar.

Kaçıngan Bağlanma ve Bağımsızlık İhtiyacı:

  • Kaçıngan bağlanma stiline sahip kişiler, duygusal yakınlıktan genellikle rahatsızlık duyarlar ve başkalarına güvenme konusunda zorluk çekerler.
  • Bağımsızlık onlar için çok önemlidir çünkü başkalarına duydukları güven eksikliği nedeniyle, kendilerini yalnız başlarına yeterli ve güçlü hissetme ihtiyacı taşırlar.
  • Aşırı yakınlık, onları boğucu veya denetleyici olarak hissettirebilir. Duygusal olarak yakın bir partnerin onlara sürekli ilgi göstermesi, bağımsızlıklarına tehdit olarak algılanabilir.
  • Bu kişiler, başkalarının onlara çok fazla yaklaşmasını, onları “bağlamaya” çalışmasını ya da aşırı duygusal bağımlılık kurmalarını istemezler. Bu tür ilişkilerde, mesafe ve bağımsızlık onlar için daha rahatlatıcıdır.

Sonuç

Duygusal yoksunluk şeması ve kaçıngan bağlanma stili, bireyin duygusal ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmasına ve bu nedenle ilişkilerde belirli kalıpları yeniden yaratmasına yol açar. Duygusal yoksunluk şeması olan kişiler, çocukluklarında yeterince duygusal destek ve yakınlık görememiştir. Bu eksiklik, onları ilişkilerde duygusal bağlantı kurmaya yönelik derin bir açlık içinde bırakır. Ancak, bu kişiler bilinçdışı olarak, soğuk, mesafeli ve duygusal açıdan uzak partnerleri kendilerine daha yakın ve tanıdık hissederler. Bu, geçmişteki duygusal eksiklikleri yeniden deneyimlemeye yönelik bir kalıp olabilir. İçsel bir düzeyde, geçmişte eksik olan şeyleri yeniden bulma arayışı, onları daha mesafeli ilişkilere yönlendirebilir.

Bu durumla paralel olarak, kaçıngan bağlanma stiline sahip bireyler, çocukluklarında güvensiz bağlanma yaşamış ve ebeveynlerinden duygusal olarak yeterince yakınlık ve ilgi görmemiştir. Bu kişiler, duygusal yakınlık ve bağımlılıkla ilgili ciddi bir içsel çelişki yaşarlar. Bir taraftan yakınlık ve bağlılık arayışında olabilirken, diğer taraftan da bağımsızlık ve kontrol ihtiyaçları bu duygusal yakınlığı reddetmelerine yol açar. Kaçıngan bağlanma stiline sahip bireyler, duygusal olarak başkalarına yakınlaşmak yerine, onları mesafeli ve bağımsız tutmayı tercih ederler. Bu mesafe, onları savunmasızlıktan korur ve duygusal güvende hissetmelerini sağlar.

Her iki durumda da, bireyler duygusal yakınlıktan kaçınır, çünkü yakınlık onları güvensiz ve savunmasız hissettirir. Bu nedenle, duygusal olarak mesafeli ve soğuk partnerler, onlara daha güvenli ve rahatsız edici olmayan bir ilişki deneyimi sunar. Gerçekten ilgi gösteren ve duygusal olarak açık olan partnerler, onlara fazla yoğun veya boğucu gelir ve bu da ilişkilerde derinleşmeyi engeller.

Ancak, terapi sürecinde bu kalıplar fark edilebilir ve değiştirilmesi sağlanabilir. Terapist rehberliğinde, kişi sağlıklı bağlanma stratejilerini öğrenir, duygusal yakınlık ve güvenli bağlanma deneyimlerini daha sağlıklı bir şekilde yaşamak için adımlar atar. Bu süreç, duygusal açlıklarının ve geçmişteki yaralarının iyileşmesine yardımcı olabilir. Zamanla, kişi daha güvenli, yakın ve doyurucu ilişkiler kurmaya başlar, böylece duygusal yoksunluk şemasının ve kaçıngan bağlanma stilinin yarattığı engeller aşılabilir.

Duygusal Yoksunluk Şeması Nasıl Gelişir?

Bu şema genellikle çocukluk döneminde ebeveynlerin yeterli duygusal sıcaklık göstermemesi, ilgisiz veya mesafeli olmaları ya da çocuğun duygusal ihtiyaçlarını karşılamamaları sonucu ortaya çıkar. Özellikle şu durumlar şemanın gelişmesine neden olabilir:

  • Ailede duyguların açıkça ifade edilmemesi veya bastırılması.
  • Ebeveynlerin çocuğun duygusal ihtiyaçlarına karşı duyarsız olması.
  • Çocuğun ebeveynlerinden sürekli ilgi ve sevgi beklemesine rağmen bunu yeterince görememesi.

 Duygusal yoksunluk semasi olanlarin hangi temel duygusal ihtiyaclari ihmal edilmistir?

  1. Sevgi ve Yakınlık İhtiyacı
  • Çocukken yeterince sıcak, sevgi dolu ve destekleyici bir bağlanma ilişkisi yaşamamışlardır.
  • Fiziksel temas (sarılma, okşama, yakın oturma) veya duygusal sıcaklık eksikliği vardır.
  • Ebeveynler ya soğuk ve mesafelidir ya da duygularını açıkça ifade etmezler.
  1. Anlaşılma ve Empati İhtiyacı
  • Duygularının ve düşüncelerinin anlaşılmadığını, önemsenmediğini hissederler.
  • Ebeveynleri ya duygusal ihtiyaçlarını görmezden gelmiş ya da küçümsemiştir.
  • Kendi içsel deneyimlerinin değersiz veya anlamsız olduğu mesajını almış olabilirler.
  1. Duygusal Destek ve Güven İhtiyacı
  • Zor zamanlarında teselli edilecekleri, korunacakları veya desteklenecekleri bir figür eksik kalmıştır.
  • Kendi başlarının çaresine bakmaları gerektiği öğretilmiş olabilir.
  • Güvenilir bir yetişkine yaslanma deneyimi yaşamamışlardır.
  1. Rehberlik ve Onaylanma İhtiyacı
  • Hayatla ilgili yönlendirilmeye ve desteklenmeye ihtiyaç duyduklarında yalnız bırakılmış olabilirler.
  • Ebeveynleri yeterince ilgi göstermediği veya model oluşturmadığı için kendilerini kaybolmuş hissedebilirler.
  • Doğru kararlar alabileceklerine dair içsel bir güven geliştirememiş olabilirler.
  1. Karşılıklı Bağ Kurma ve Aidiyet Hissi
  • Duygusal bağlar kurma konusunda yetersiz hissedebilirler.
  • Başkalarının da onları önemseyebileceğine dair temel bir inanç geliştirmemiş olabilirler.
  • Aidiyet duygusu eksik olduğu için kendilerini hep yalnız veya dışlanmış hissedebilirler.

Bu temel ihtiyaçlar çocuklukta yeterince karşılanmadığında, kişi yetişkinlikte de duygusal olarak yetersiz hisseder, derin bir boşluk yaşar ve ilişkilerinde doyum bulmakta zorlanır.

 

Bilişsel Davranışçı Terapi

admin

İnsanları tedirgin eden, olan biten değil, olan bitenle ilgili inandıklarıdır.

Epiktetos

Bilişsel terapinin büyük babası olarak görülen Albert Ellis (1913-2007)’e göre insanoğlu doğarken zihinsel açıdan irrasyonel düşüncelere meyilli olarak bir anne babanın kucağına doğar. Kendisine bakım veren, büyüten, besleyen bireylere karşı çocuk, bir duygusal yakınlık ve bağ kurar. Çocuk kurduğu bu bağ ve bilişsel seviyesi sebebiyle anne ve babasının doğrularını yanlışlarını sorgulamaz, ebeveynlerin tepkilerini, yaptıklarını ve söylediklerini anlamasa da, onlara İNANIR. Hayatı, olayları ve kişilieri, hatta kendi benlik algısını anne ve babasının
dünyaya bakan gözleriyle,
• insan ilişkilerine ve yaşadıklarına verdikleri tepkilelere göre anlamlandırır ve yorumlar.

Bu dönemde „ön kabullerin“ aktarımı çocuğun kişiliğinin kökleşme ve kalıplaşma süreci olduğundan dolayı son derece önemlidir. Daha sonraki eğitim süreçlerinde de önemli bulduğu ve duygusal yakınlık hissettiği öğretmenleri ve eğitmenlerin çocuğun kişiliğinin oluşması üzerinde etkisi vardır. Ancak en önemli etki her zaman anne babanın çocuk üzerindeki etkisidir. Çocuk kendisinin bağ kurduğu ve tek güvendiği ötekinin (Anna-Baba-Bakıcı) duygu ve düşünce kalıplarını kendi psikolojik dünyasının inşası için bir dayanak noktası olarak görür. Bu ilişkiler ağında çocuk, gelecek adına kendi duygu, düşünce ve davranış kalıplarını geliştirir. Artık çocuğun (bireyin) kendiyle, başkalarıyla ve dünyayla ilgili İNANDIĞI katı bir kurgusu vardır. Dışarıda varolan gerçekliği kendi inançlarından ve ön kabullerinden oluşan bu katı heykelin merceğinden  geçirerek algılar ve degerlendirir.

Asimilasyon

Daha sonraki hayatında da insan bu heykelimsi duygu, düşünce ve davranış kalıplarının kolay kolay dışına çıkamaz. Dünyayı bilme ve insanları tanımada bu kalıpların etkisi son derece önemlidir. Farklı his ve düşüncelere karşı ise daima ürkek ve yabancıdır. Hatta çoğu zaman ömrünü çarpık da olsa – kendi inandığı bu putun duygu, düşünce ve davranışlarının doğruluğunu teyit etmek ve kanıtlamak için sarf eder. Çünkü ancak inandığı doğrularla kendi varlığını sürdürebileceğini düşünür. Insanların oluşturduğu bu kişilik şemaları o kadar belirleyicidir ki, farklı ve yabancı olanı kendi duruş ve varlığı için tehdit olarak algılar. Dışarıdan içeri sızan yeni ve yabancı bilgi, ve inançlar, onun bildiklerini ve inandıklarını degiştirmesine müsade etmez. Aksine olan biteni inandıklarını doğrulayacak şekilde yorumlar ve teyid eder (Asimilasyon). Zira insan iç dünyasında dengesizlik meydana getiricek her türlü sorgulamaya kapalıdır. Çünkü bu aynı zamanda konfor alanını terk etmek manasına gelmektedir. Fakat bu asimilasyon, kendi ruhunun heykelinin içinden çıkamama sebebiyle anı ve gerçekleri yaşamak, görmek adına çoğu zaman insana hayatı zindan edebilir. Hatta bazen ağır psikolojik rahatsızlıklarla bir ömür geçer ama insan o kendi benlik putunun çarpık duygu, düşünce ve davranış kalıplarından kurtulma cesaretini gösteremez.

Accomodation

Bilişsel davranışçı terapi (Kognitive Verhaltenstherapie)

  • insanı sağlığından eden ve baş edemediği, rahatsızlık duyduğu – büyük ölçüde 0-6 yaş arasında ve ilerleyen yaşlarda öğrendiği- olumsuz duygu, düşünce ve davranış kalıplarını ve şemaları kırma,
  • zaman içerisinde “ötekinin” (Anne -Baba-Bakıcı) ve içinde yaşadığı sistemin ona çizdiği çerçevenin dışına çıkmasına,

sağlıklı ve özgür yaşamasına yardımcı olur. Bir yönüyle kendi iç dünyasını, hayatın kendi gerçeklerinin dizayn etmesine müasade eder (Accommodation).

Hedef kişinin başını derde sokan, onu rahatsız eden, dünya, kendi ve başkalarıyla olan duygu, davranış ve düşünce kalıplarını sorgulaması,

  • kendinin güçlü ve zayıf yönlerini fark etmesi ve bunları kabullenmesi,
  • güçlü ve zayıf yönleriyle başa çıkmayı, üstesinden gelmeyi öğrenmesi,
  • kendi kişilik gerçekliği üzerinde kendinin uzmanı olması.

Ancak insan, klasik psikanalizin öne sürdüğü gibi bu çocukluk döneminde geliştirdiği irrasyonel kalıplarının kölesi ve kurbanı olmak ya da öyle kalmak zorunda değildir. Yani insanı, çocukluk dönemine hapsetmemiz gerekmiyor. Çünkü insan aynı zamanda iradesi ile geçmişin sağlıksız duygu, düşünce ve davranış kalıplarından çıkabilecek ve içindeki kendi putunu kırabilecek özgürlüğe sahiptir. Sadece içinde bulunduğu konfor alanından çıkıp yeni bir dünyaya adım atmaya cesaret etmelidir.

Cocukluk dönemlerinde oluşan şemaları aşmak için psikolojide çeşitili yöntemler geliştirilmiştir. Freud´un kurduğu psikoanaliz yöntemi bunların en tanınanlarından. Ancak günümüzde insanı daha bütüncül ele alan Bilişsel Davranışçı Terapi (Kognitive günümüzdeki Verhaltenstherapie) insanın hayatta karşılaştıgı davranış problemlerini çözmede daha yaygın olarak kullanılmaktadır.

Bilişsel Davranışçı Terapi diğer terapi ekollerine kıyasla danışanın terapi sürecine aktif bir şekilde dahil olmasını zorunlu görür ve her bireye, kişiye özel bir yaklaşım sunar. Danışan, terapi sürecinde hangi metot ve yöntemin ne için uygulandığını öğrenir. Bu ekolün teori veterapist yönteminin gözlem ve deneye dayalı olması onu diğer psikoterapi ekollerinden farklı kılan en önemli özelliğidir. Bilişsel Davranışçı Terapi bilimsel psikolojiye, uzmanlık bilgisine ve çok yönlü metedolojik uyulamalara dayanması itibariyle bu gün en popüler terapi yöntemi haline gelmiştir.

Bilişsel Davranışçı Terapi süreci nasıl işler?

Terapiye başlarken ilk etapta ayrıntılı bir şekilde problem analizi yapılır ve tanı tespiti doğrultusunda süreç ilerler. Terapist için önemli olan problemin oluşumunu ve danışanın içinde bulunduğu şartları, tutum ve alışkanlıkların danışanın şikayetlerini nasıl besleyip büyüttüğünü anlamaktır.
       İkinci adım ise, danışan için bir terapi hedefinin belirlenmesidir. Terapist hedefi danışmanla birlikte belirler. Terapist bu aşamada danışanın içinde bulunduğu zorluğu, danışanın duygusal ve sosyal becerilerini, taleplerini ve ihtiyaçlarını gözönünde bulundurur.
Terapinin hedefleri belirlendikten sonra terapist, danışana bazı teknik ve stratejik öneriler sunar. Örneğin:

  • Psikoeğitim: Danışanın rahatsızlığı ve tedavisi hakkında bilgilendirilmesi,
  • Yüzleşim: Danışanın hayalde (in sensu) ve gerçekte (in vivo) ona rahatsızlık veren düşünceleri ile yüzleşmesi,
  • Bilişsel teknikler: Olumsuz düşüncelerin olumlu düşüncelere evrilerek özgüvenin güçlendirilmesi,
  • Rol çalışmaları doğrultusunda
    o duygusal ve sosyal zeka,
    o insan ilişkilerinde iletişim,
    o problem çözme becerilerinin arttırılması,
  • Kas gevşetici teknikler: – PMR, Autogenes Training, Fantazide yolculuk, nefes egzersizi,
  • Mutluluk: Keyif ve sevincin yaşanmasına müsade etmeyi öğrenmek va hayatına uygulamak.

Etikili bir psikoterapi için gerekli olanlar

Her seansta yukarıda örnek olarak verilen teknikler, tespit edilen sorunun çözümü için hayata geçirilmeye çalışılır. Bu terapinin amaçlarından birtanesi seanslarda öğrenilen teknik ve stratejilerin, günlük hayatta da uygulanmasıdır. Bu sebeple terapist, danışana ev ödevi verir.
Ev ödevleri bu bağlamda Bilişsel Davranışçı Terapinin en önemli bileşenlerindendir. Ayrıca tedavinin başarıyla sonuçlanması adına hayata geçirilen her tekniğin teyidi yapılır, uygulanan terapinin danışanı hedefine yaklaştırıp yaklaştırmadığı danışanla birlikte süreç içerisinde sorgulanır.

Terapinin başarısı için danışanın düzenli olarak terapiye gelmesi, seanslar esnasinda verilen ev ödevlerini yapması ve seanslarda aktif olarak birlikte çalışması gerekir. Bu nedenle danışan, terapi saatlerinin dışında terapinin başarısı adına sorumluluk almalı ve kendine zaman ayırmalıdır.

Davranış ve Sosyal Uyum Bozuklukları

Otizm

Hastalık ve Ölümle Başetme

Ayrımcılık

Kimlik Sorunları

Kişilik Bozuklukları

Sosyal Fobi

Ofis Lokasyon

Laxenburger Straße 2D/1/4
1100, Wien

Randevu Saatlerim

Pazartesi– Perşembe
Saat 14:00 – 18:30

İletişim

(+43) 664 25 70 282 office@onursentepe.at